Kadın ve Erkek Arasındaki 46 Fark

2/11/2009 · Kategori: YAŞAM

Kadın ve Erkek Arasındaki 46 Fark
 
Ergenlik sivilcesi: Erkeklerin sivilce sorunu daha fazladır. Bu da daha çok testosteron hormonundan kaynaklanmaktadır. Bu hormon yag bezelerini uyarır ve derideki gözeneklerin tıkanmasına, dolayısla da sivilceye neden olur.



Vücut kokusu:
Erkeklerin vücut kokusu kadınlardan çok daha güçlüdür.

Saldırganlık: Erkekler kadınlardan daha saldırgan olup bedensel güç kullanımına daha eğilimlidirler. Bunun açıklaması da testosterona bağlanmaktadır. Buna karşılık kadınlar kelimelerle saldırır ve savaşırlar.

Spor: Spor konusunda erkekler kadınlardan daha hızlıdır ancak kadınlar daha dayanıklıdır.

Kan: Erkeklerde 4.5, kadınlarda 3.6 litre kan vardır. Erkek kanı daha koyu kıvamlıdır, bir damlasında 1 milyon kan hücresi vardır. Toplam olarak erkeklerde 1 santimetreküp kanda 5 milyon alyuvar vardır, bu da kadınlara kıyasla yüzde yirmi fazlalık demektir. Erkeklerin tansiyonu da kadınlardan yüksektir: 140/88. Bu değer kadınlarda 130/80'dir.

AIDS: Her dört AIDS hastasından sadece biri kadındır. Nedeni ise kadınlarda hastalık taşıyabilen X kromozomundan iki tane bulunmasıdır. Çünkü bir sağlıklı, bir de hasta gene sahip olsalar bile sağlılı gen hasta gene baskın çıkar ve hasta değil taşıyıcı olurlar.

Yüzme yeteneği: Kadınlar derilerinin altındaki yağ tabakası nedeniyle daha iyi yüzerler.

Vücut Isısı: Erkeklerin vücut ısısı kadınlardan daha yüksektir.

Su: Erkek vücudunun yüzde 60-70'i sudan ibarettir. Kadın vücudundaki su oranı ise yüzde 50-60 arasındadır.

İskelet: Erkeklerin omuzları daha geniş, kolları ve bacakları daha uzun, kemikleri daha ağır, eklemleri de daha büyüktür. Buna karşılık kadınların kalça kemikleri daha genis, eklemleri daha esnektir.

Deri:
Erkeklerin toplam 1.8 metrekare, kadınların 1.6 metrekare derileri vardır. Kadının derisi daha ince ve kuru, bu yüzden de daha hassastır. Erkekte ter bezleri ve deri altı yağ bezleri daha fazla olduğundan derisi yağlıdır ve daha çok terler.
 

Akciğerler: Erkeklerin akciğerleri kadınlarınkinden yüzde 50 daha geniş hacme sahiptir.

Yemek: Aynı kilodaki kişilerden, erkekler kadınlardan daha çok yemek ihtiyacı duyarlar, çünkü metabolizmalari daha hızlıdır.

Antikorlar:
Kadınlar daha çok antikor üretirler, bu yüzden de erkeklere kıyasla bakteri ve virüs hastalıklarına daha seyrek yakalanırlar.

Ağlamak: Kadınlar erkeklerden 5 kat fazla ağlarlar. Genellikle de saat 19.00-22.00 arası.

Beyin:
Erkek beyni yüzde 14 daha agirdir. Buna karsilik kadinlarda iki yarim küre arasindaki iletisim daha iyidir.

Dölleyebilme Yeteneği: Erkekler ileri yaşa kadar, kadınlar ise menopoza (yaklaşık 50 yaş civari) kadar dölleyebilme ve döllenebilme yeteneğine sahiptir. Erkeklerde sıcaklığın artışıyla dölleyebilme yeteneği azalır. Kadınların döllenmeye müsait oldukları en uygun olan oda sıcaklığı 17 derecedir.

Safrakesesi Taşı: Kadınların yüzde 20'sinde, erkeklerin yüzde 8'inde safrakesesi taşı oluşur.

Kalp Atışı:
Erkeklerin kalbi daha büyüktür ve daha yavaş çarpar; dakikada ortalama 72. Bu değer kadınlarda 80'dir.

Gelişme: Buluğ cağına kadar kızlar erkeklerden daha hızlı büyürler (10'a 8 oranında). Erkek çocuklar 14-15 yaşları arasında gelişmeye başlarlar ve 20 yaşına kadar bu büyüme gerçekleşebilir. Kız çocukları en hızlı 12-13 yaşları arasında gelişirken 17-18 yaşlarında bu gelişme durur.

Sıcaklık Duyarlılığı: Kadınlar kalın yağ dokuları nedeniyle soguğa daha dayanıklıdırlar.

Ses Telleri: Kadınların ses telleri daha kısa olduğundan sesleri daha tizdir.

 
Vücudun Ağırlık Noktası: Omuz ve kalça iskeletleri farklı olduğundan, kadınların ağırlık noktası erkeklerinkinden daha asağıdadır.

Duyu Organları: Kadınların işitme ve koklama duyuları daha güçlüdür. Buna karşılık erkekler ışığa karşıdaha hassastır. Erkek gözü ayrıntıları daha iyi seçer.

Enerji Harcaması: Erkekler hareketsiz halde, vücudun metrekaresi başına saatte ortalama 39.5 kalori yakarlar. Kadınlar ise 37 kalori. Erkeğin günlük kalori ihtiyaci 2700 kalori, kadinin ki 2000 kaloridir.

Yağ:
Erkeklerde kadınlarınkinin yarısı kadar yağ dokusu vardır. Kadınlarda yağ dokusu vücudun yüzde 27'sini oluştururken, bu değer erkeklerde yüzde 15'tir. Kadın vücudunda erkeklerden 3.5 kg. daha fazla yağ vardır. Yağ, erkeklerde karın bölgesinde toplanırken kadınlarda daha çok kalça, baldır ve göbekte yoğunlaşır.

Hastalıklar: Erkekler hayatları boyunca kadınlardan ortalama 40 gün daha az hastalanırlar.

Dirsek:
Kadınlar erkeklere kıyasla kollarını dirsekten 6 derece daha fazla açabilirler.

Kromozomlar: Erkek ve dişilerin hücrelerinde toplam 46 kromozom vardır. Bunların yarısı babadan, yarısı anneden gelir. Bu 46 kromozomun içinde iki tane cinsiyet hormonu vardır ki, bu erkekte XY, kadinda XX olarak bulunur.

Saçlar: Kadınların saçları daha sık ve daha dirençlidir. Saç kökleri iki milim daha derinde olduğu için erkeğin ki kadar çabuk dökülmez.

Yaslanmak: Erkekler kadınlardan daha hızlı yaşlanırlar. 55 yaşındaki bir kadın bedensel gücünün yüzde 90'ına sahiptir. Oysa aynı yaştaki bir erkek gücünün sadece yüzde 70'ine sahiptir. 35 yaşındaki bir erkeğin damar sistemi 50 yaşındaki bir kadininkine eşdegerdir. Buna karşlık kadında sadece cilt daha ince olduğundan çabuk yaşlanığ kırışır. Kadınlar yaşlanma olayını psikolojik olarak erkeklerden çok daha kolay kabullenirler.

Kaşlar: Erkekler kadınlardan yüzde 50 oranında daha fazla kas gücüne sahiptir. Bulug çağında erkeklerde kas hücrelerinin sayısı 20 misli, kadınlarda 10 misli artar. Erkekler kadınlardan üçte bir oranında daha güçlüdürler.

Buluğ: Erkekler buluğ çağını 10-15, kadınlar 9-14 yaşları arasında yaşarlar.

Yaşam Süresi: Erkeklerin ortalama ömrü 71.5 yıl, kadınların 78 yıldır.

Bacaklar: Erkeklerin bacaklari daha uzun ve kaslidir. Bu yüzden kadinlardan daha hizli kosar, daha uzaga ziplarlar.

Vücut Ölçüleri: Erkek ortalama 175 cm boyunda ve 73.5 kg ağırlığındadır. Göğüs çevresi 98.5 cm, beli 80.4 cm'dir. Kadın ortalama 160 cm boyunda olup 61.2 kg'dir. Göğüs çevresi 90.1, kalça genişliği 96.5 cm, beli 74.3 cm'dir.
 
Adem Elması:
Gırtlaktaki "adem elması" adli çıkıntı sadece erkeklere hastır.

Solunum:
Erkekler dakikada ortalama 16 kez soluk alıp verir. Kadınlar ise dakikada 20-22 kez soluk alıp verir. Her iki cinsin günde soludukları miktar ise aynı olup, 12 bin litredir.

KOLA reklamı ( komik )

30/10/2009 · Kategori: MiZaHHH




" Orta Doğu ‘ya Cola pazarlamaya giden ancak başarısız olan bir satıcıya arkadaşı sormuş -Neden başarısız oldun?
- Arabistan'a indiğimde çok ümitliydim ve kendime güveniyordum,çü nkü henüz Cola'yı bilmiyorlardı .Ancak Arapça bilmiyordum ve 3 poster aracılıgıyla amacımı taşımayı planladım.

İlk poster:Çölde susuzluktan bitkin düşmüş kumda yatan bir adam

İkinci poster: Adam Cola içiyor.

Üçüncü poster: Adam tamamiyle taptaze ve dinç oluyor!
Ve bu posterleri her tarafa yapıştırttım.

-Sonra yani bu işe yaramadı mı?

-Cehennem olasi...Yarayacaktı , ama Araplarin sağdan sola okuduklarını unutmuştum.

Şehri - Denizli

25/10/2009 · Kategori: YAŞAM

Horozları ile ünlü Denizli zengin bir tarih ve kültüre sahiptir. Denizli, Hierapolis ve Laodikeia, Tripolis, gibi antik kentleri, kaplıcaları ve dünyada eşi olmayan travertenlere sahip Pamukkale ile görülmesi gereken bir turizm merkezidir.









































BİR GAZİ’NİN KALEMİNDEN

21/10/2009 · Kategori: YAŞAM

Düzeltmeden aynen gönderiyorum: hazır ileti

 

‘BİR GAZİ’NİN KALEMİNDEN
 
............ ili kırsalında teröristlerin dur ihtarına ateşle karşılık vermesi sonucu çıkan çatışmada .... güvenlik görevlisi şehit oldu.
Ya da;
............ ilinde devriye görevini yerine getiren ........ aracına açılan ateş sonucu ......... güvenlik görevlisi şehit oldu.Ya da
Ya da;
............ ili kırsalında teröristlerce döşenen mayının patlaması sonucu ..... asker yaralandı.
 
Bu nasıl başlar biliyor musunuz?
 
Hava o kadar sıcaktır ki beyninizdeki sıvının buharlaşıp uçtuğunu düşünürsünüz. Oluştuğu anda kuruyup giden ter damlacıklarından geriye kalan tuzlar yüzünüzün ve hatta elbisenizin her yanını kaplamıştır. Avucunuzun içindeki ter, yüzünüzdeki gibi kolay kurumadığı için elinizdeki tüfeğinizin metal kısmı avucunuzun içinde vıcık, vıcık oynar. Ter ile ıslanan çeliğin kokusu avucunuzun içine ve elinizi sürdüğünüz her yere siner.
Önünüzde yürüyen adamın, ayağının kuru toprakla her temas edişinde çıkan toz, ağzınızın kupkuru olmasına ve zor nefes almanıza sebep olur.
Sırt çantanızın askı kayışları yüzünden omuzlarınızı hissetmezsiniz. Kült ağrıları ancak çantayı sırtınızdan çıkardığınızda fark edersiniz. Bastığınız her taş parçası, her çalı ve bir ayağınızın kaplayabildiği her yeryüzü parçasından çıkan sesi duyarsınız.
Yürüdüğünüz yerdeki her Ağustos böceğinin sesini, dallardaki kuşları, yüzünüzün etrafında ürkütücü devriye uçuşları yapan arıların kanat seslerini, ağzınıza ve yüzünüze ya da herhangi bir yerinizdeki küçük yaraların üzerine konmaya çalışan sineklerin vızıltılarını, ayağınızı bastığınız yerden havalanan yeşil çekirgenin küçücük cüssesine rağmen çıkardığı tok kanat sesini en ince ayrıntısına kadar duyarsınız.  Sonra, kendi teçhizatınızın ve önünüzdeki arkadaşınızın ve arkanızdaki arkadaşınızın teçhizatlarının çıkardığı düzensiz seslerin her birini ayrı ayrı duyarsınız.  Ve aynı anda önünüzdeki arkadaşınızın nefes alışlarını duyarsınız, öksürmesini ve hapşırmasını da duyarsınız.  Telsizinizden çıkan seslerin ve cızırtıların her biri ayrı ayrı katılır bu senfoniye. Ter ve tozun birleşmesinden oluşan kaygan çamur, postalın içindeki tüm ayağınızı kaplamıştır, çoraplar önce su toplayıp sonra patlayan yerlere adeta bir deri gibi yapışmıştır.
En çok yapmak istediğiniz şey ayaklarınızı yıkayıp, çoraplarınızı değiştirmektir. Ama bu çok büyük bir lükstür o anda. Çünkü... Çünkü hangi çalının dibinde, hangi kayanın arkasında sizi beklediğini bilmediğiniz ihaneti arayıp bulmanız ve yok etmeniz gerekmektedir.
Bütün masumların hayatı ve huzuru size emanet diye, öğretmenler bayrak direğine asılmasın diye, kundaktaki bebekler kurşunlanmasın diye, binlerce yıllık emanete halel gelmesin diye kahpeliği ve ihaneti yok etmeniz gerekmektedir. Çünkü bunun için bayrağın, silahın, namusun ve şerefin üzerine yemin etmişsinizdir.  Çünkü önemli olan ayağınız değil, ülkeniz, bayrağınız ve onurunuzdur. 
İşte bu yüzden lükstür ayak yıkamak, çorap değiştirmek. İşte bu yüzden senfoniye dönüşmüştür bütün o düzensiz sesler güruhu.
Sonra!..
Sonra birden tüm sesler kesilir, bıçağın dalı kestiği gibi, makasın kâğıdı, pensenin bir hoparlör kablosunu kestiği gibi...
Bir anda...
Kuşların sesleri, arıların ve sineklerin vızıltıları, çekirgenin kanat sesleri hepsi bir anda biter. Gözlerinizi açtığınızda önünüzdeki arkadaşınızı değil, gökyüzünü görürsünüz, yere düşmüş olduğunuzu anlamanız birkaç saniye sürer.  Tek hissettiğiniz kesif bir barut ve yanık et kokusudur, yüzünüzün toprak parçalarıyla kaplandığını fark edersiniz, temizlemek için çalışmazsınız. 
Arkadaşlarınızın bağırarak koşuşturduğunu görür ama kulağınızdaki çınlama ve uğultudan seslerini duyamazsınız. Sesleri yavaş yavaş duymaya başladığınızda ayağa kalkmaya çalışırsınız ama başaramazsınız. Yine birkaç saniye sonra arkadaşlarınızın sesleri arasında mayın kelimesini ayırt eder ve kalkmaya çalıştığınızda ayağınızdaki yoğun ağrıyı fark edersiniz. Ayağınız yoktur ama yine de ağrıdığını hissedersiniz. Ne olduğunu anlamak için baktığınızda ise parçalanmış pantolonunuzun ve kopmuş ayağınızın farkına varırsınız. İşte her şey o anda başlar.
Avazınız çıktığı kadar bağırırsınız. Sonra, nefesiniz biter. Sonra, yeniden nefes alırsınız ve yeniden bağırmaya başlarsınız. Sonra yine nefesiniz biter ve yeniden, yeniden ve yine...
Yanınıza ilk gelen arkadaşınız size, fazla bir şey yok, sadece küçük bir yara  gibi telkinlerde bulunur. Ama siz arkadaşınız konuşurken de, helikopterle hastaneye götürülürken de artık bir ayağınızın olmadığını biliyorsunuzdur. Hep bir soru çınlar kafanızın içinde neden ben, neden ben, neden ben ?
Hastanede geçen aylar, tedavi ve terapilerde geçen yıllar sonunda, dizkapağınızın on iki santim altından takılı olan ve her akşam yatarken veya banyoya girerken çıkarıp kenara koyduğunuz takma bacak artık bir uzvunuz olmuştur.
Ama bunun önemi yoktur çünkü bu fedakârlığınız sayesinde vatan var olacaktır. Sizin bir bacağınızın ne önemi vardır ki! Artık koşamayacak olmanızın, yazın herkes gibi havuza, denize giremeyecek olmanızın da hiç önemi yoktur.
Vatan sağ olsun yeter. 
Sonra birilerinin, sizin ödediğiniz vergilerle Fransız televizyonlarında, uğruna yarım kaldığınız vatan hudutlarını hiçe sayan programlara finans sağladığını okursunuz. Aynı dillerin bundan pişmanlık duymadıklarını söylediklerini de okursunuz.
Pamukları, Dinkleri, okursunuz, Bizans çocuğuyum diyenleri duyar, Ali Kemallere tanık olursunuz, koçlar gibi satanları görürsünüz. .
Türk Bayraklarının yakıldığını, görürsünüz. Başlarına çuvallar geçirilip aşağılanarak elleri arkalarından bağlanan Türk askerlerini görürsünüz. Bu aşağılanmaya cevap verecek tankların motor seslerini, helikopterlerin kanat seslerini, piyadelerin intikam yeminlerini duymayı beklersiniz ama duyamazsınız.
Onun yerine hainlerin cesetlerinin üstüne örtülen çaputlara bayrak diyenleri görürsünüz, uçaklarını çek,valiyi çek diyen başkanları ve karşılarında kekeleyen riyaseti görürsünüz.
Buda yetmez Türk askerlerinin kendi mahkemeleriniz tarafından çete diye suçlandığını, yargılandığını görürsünüz. Yok, yok bu da yetmez. Askere, polise, öğretmene ateş eden, yol kesip soygun yapan, köy yakan, okul yıkan, mayın döşeyen teröristlerin sadece ben bir şey yapmadım demelerinin esas kabul edilip, suçsuz sıfatıyla serbest bırakıldığını görürsünüz.
Susanları, konuşması gerektiği halde susanları görürsünüz, konuşanlar her konuştuğunda, kekeleyenler her kekelediğinde ve susanlar her sustuğunda siz yeniden vurulursunuz, yeniden ölürsünüz her defasında. Gövdenizden o toprağa akan kan, bu defa içinize akar, inandıklarınıza, uğrunda savaşarak kendi kanınızı akıtmak pahasına tertemiz tuttuğunuz değerlerinize akar. Sizin kaya arkalarında, çalı diplerinde aradığınız ihanet gelir aklınıza, o mayınları yerleştiren eller gelir. Sorgulamaya başlarsınız, Biz bu ihaneti doğru yerde mi aradık, kuyruğunda dolaştığımız yılanın başı, hep gözümüzün önünde miydi yoksa, diye sorarsınız kendinize. 
Onlara verilen maaşın sizin vergilerinizden ödendiğini, içinize sindiremezsiniz, uykularınız kaçar, neden bu vatanı sizin kadar sevmediklerini düşünürsünüz. 
Bu vatan onların da vatanı değil mi?
Onlar da, tıpkı benim gibi namusun ve şerefin üstüne yemin etmedi mi? diye sorarsınız kendi kendinize.  Sinirlenirsiniz, üzülürsünüz, on beş yaşında bir askeri okul öğrencisi iken her adımda söylediğiniz, beyninize ve yüreğinize nakşettiğiniz sözler gelir aklınıza:
VATAN, SANA CANIM FEDA! 
Geri kalan tüm hayatınızın ilk beş dakikası, böyle başlayacak işte ve hayatınız böyle devam edecektir. Son nefesinize kadar savaşacaksınız ihanetle, her şeye ve herkese rağmen, bu yolda ölene ya da bu ihaneti bitirene kadar. 
Siz diyorum, çünkü bu vatan için bedel ödeyen insanların neler yaşadığını, neler hissettiğini, size rağmen ve sizin için neler yaptıklarını, neler yapabileceklerini bilin istiyorum. Okuduğunuz ya da televizyonda duyduğunuzdan daha fazladır yaşananlar.  Yani aslında gazetelerin iç sayfalarındaki, minicik karelerde okuduğunuz;
...ili kırsalında teröristlerce döşenen mayının patlaması sonucu, bir güvenlik görevlisi yaralandı! haberi aslında o kadar da kısa değildir. Sizin, daha okuduğunuz gazetenin arka sayfasına geçerken unuttuğunuz, falanca mankenin otel odası maceralarına, ya da uyuşturucu komasından ölen oğluna şehit deyip Türk bayrağı örten kadının haberine ayırdığınızdan daha uzun zaman ayırmadığınız bu küçük haber, birileri için bir ömür boyu sürecek ve asla unutulmayacaktır.
Ve siz unuttuktan sonra da başka birileri,ne için dendiğinde vatan için diyecekleri fedakârlıklarını size rağmen yapmaya devam edeceklerdir.
Sizin uyuşmuşluğunuza, duyarsızlığınıza rağmen, sizin rahatlığınıza, sizin vicdanlarınıza rağmen bu kahramanca fedakârlıklar ve bu ilk beş dakikalar yaşanmaya devam edecektir.
Asla unutmayınız başınızın üstündeki egemenlik örtüsünün payandası kopan bacaklar, bedeli ise size rağmen bu vatan için akan kanlar, feda edilen canlar, sıcak yuvalarını, babalarının yüzlerini unutan küçücük çocuklarını düşünmeden vakfedilen hayatlardır. 
Ne kadarını anlayabilirsiniz veya anlamak sizin umurunuzda mı bilmiyorum, ama birileri bunları yaşadı, birileri hala yaşıyor ve emin olun yaşlı dünya döndükçe, Türk vatanı ve Türk Bayrağı için birileri daha tüm bunları yaşayacak
Gördüğünüz gibi size bir hayli uzak bir yaşam biçimi bu. Masalarda oturup aydınca  sohbetler etmeye hiç benzemiyor değil mi?
Bir an için bile olsa kendinizi onların yerine koyasınız diye siz  diyerek yazdım, sizin onlardan biri olamayacağınızı biliyorum.
Siz  kim misiniz?
Siz kendinizi çok iyi biliyorsunuz!
Biz de, biz de sizi çok iyi biliyoruz.
Siz  de bilin ki biz asla unutmayacağız.
VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN!
 
BİR GAZİ’
Kaynak: Cumhuriyet Neferi

Konya gençlik merkezi- zeybek gösterisi

20/10/2009 · Kategori: Zeybek Videoları

İlgili aramalar: amatör - konya gençlik merkezi - gençlik söleni - zeybek -  zeybek -  efe -  konya -  mevlana -  gm -  kgm -  g.m. -  konya -  gençlik -  merkez -  konya gençlik merkezi -  halk oyunları -   folklör -  folklor -  aydın -  izmir

2008 denizli ticaret lisesi geleneksel...

19/10/2009 · Kategori: Zeybek Videoları

İlgili aramalar: spor - 2008 denizli ticaret lisesi geleneksel ekibi -  denizli -  efeler -  zeybekler -  efe -  zeybek -  halk oyunları -  pamukkale -  usak grup yarısması

Zeybek Müziği ( görüntüsüz )

19/10/2009 · Kategori: Zeybek Videoları

İlgili aramalar: amatör - zeybekler -  alperen -  zeybek -  bartin

Körler Köyü

19/10/2009 · Kategori: Menkıbeler


 

Dere, tepe, dağ, bayır dolaşmayı seven tek gözlü bir adam varmış, yürür yürür gidermiş, gider gider yürürmüş.

Bir gün uzaklarda, renkleri karma karışık, alacalı, bulacalı garip bir köy görmüş. Yaklaşmış köyle doğru, yollar bir tuhaf, evler bir tuhaf insanları bir tuhafmış bu köyün.

Girince köyün içine anlamış meseleyi: körler köyü imiş burası. Kadınlar, erkekler, çocuklar, velhasıl herkesin sımsıkı kapalı imiş gözleri...

Bizim tek gözlü gezgin karar vermiş bu köyde yaşamaya; “Hiç değilse benim bir gözüm var diyormuş. Körler ülkesinde şaşılar kral olur derler; ben de bunların başına geçer kral gibi yaşarım.”

Körlerin gözleri yokmuş ama, elleri burunları, bilhassa kulakları çok hassasmış ve kendi kurdukları düzenlerinde yuvarlanıp gidiyorlarmış.

Tek gözlü adam onların şaşkın hallerini seyrediyormuş; yürümeleri başka, konuşmaları başka başka türlü imiş. Bir gün körlerden biri öteki körün malını aşırmış, bunu sadece tek gözlü adam görmüş ve bağırarak ilan etmiş;

- Filancanın malını filanca çaldı!!!
            - Körler: Nereden biliyorsun, o kadar uzaktan duyulmaz ki, demişler.

- Tek gözlü adam: Ben duymadım gördüm. Gözüm var benim, görüyorum.

 Körler göz diye, görme diye bir şey bilmiyorlarmış. Uzun yıllardır çoktan unutmuşlar bu hissi.

- Ne demek görmek, nasıl görüyorsun, yani duyulmayacak uzak mesafeden anlıyor musun ne olup bittiğini?

- Anlıyorum tabi demiş adam. 

- Ya o zaman imtihan edeceğiz seni, sana inanmıyoruz!

Adamı alıp uzak bir yere dikmişler, hiçbir şeyin işitilemeyeceği bir mesafe olduğunu biliyorlarmış.

- Anlat bakalım ne yaptığımızı!

O da anlatmış:

- Oturuyorsunuz, konuşuyorsunuz, şu ayağa kalktı, beriki bacağını sallıyor v.s.

Bir ara körler bir evin içine girmişler ve bağırmışlar: Anlatsana..

Adam: İçeri girdiniz, göremiyorum.

Körler: Ne oldu yani içeri girmekle! Elli santim fark var haydi anlat diye bağırmışlar.

- Arada duvar var, göremiyorum demiş adam.

- Sen atıyorsun, demin söylediklerin tesadüf etti, bak şimdi bilemiyorsun.

- Çıkın dışarı söyleyeceğim demiş adam.

Körler: Ha içeri he dışarı, ne fark eder yani, bu kadar uzaktan duyabildiğine göre!

-          Ben duymuyorum, görüyorum diyormuş adam.

Körler: Öyle şey olmaz. Sen de bir bozukluk var, saçmalıyorsun, acaip şeyler

söylüyorsun, seni hekime muayene ettireceğiz.

Adamı yaka paça yakalayıp köyün hekimine götürmüşler. Hekim de kör tabii. Elleri ile adamı yoklamaya başlamış. Vücudunda, bacağında, yüzünde gezdirirken elini;

-          Buldum, demiş, bozukluk burada!

Adamın açık olan gözünü kastederek hekim devam etmiş, saçmalaması bundan dolayı, ben şimdi düzeltirim hallederim bu işi.

Körler ülkesinde kral olmaya kalkan tek gözlü gezgin zor kurtarmış

kendisini oradan.

           Körler görenleri anlayamazlar, saçmalıyor sanırlar, düzeltip kendilerine benzetmek için de var olan gayretleri ile gören gözleri çıkarmaya çalışırlar. Çünkü iyilik yaptıklarını sanırlar.

Beyni kalıplaşmış insanlar ve topluluklar da doğru algılayamaz, değerlendirme yapamazlar.

Hoşgörüleri yoktur. Kendi karanlık düzenlerine alışık olduklarından her yeni davranış ve düşünceyi kendilerine benzetmek gibi bir “iyi niyet” taşırlar...

( alıntıdır... )

KADININ KİMYASAL ÖZELLİKLERİ

19/10/2009 · Kategori: YAŞAM

 

  

KADIN ELEMENTİ
BİLİMSEL İNCELEME:
Element : Kadın
Sembolü : Ka
İdeal Atom ağırlığı : 51,6 kg olarak kabul edilmiştir.
Alternatif ağırlıkları (izotopları) : 35 - 130kg
Bulunduğu yerler : Gezegendeki tüm kırsal ve kentsel alanlar

 

FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ:
    1- Yüzeyi renkli film tabakasıyla kaplıdır.
    2- Değişik sıcaklıklarda kaynar.
    3- Bilinen bir sebep olmaksızın donar.
    4- Özel ilgi gördüğünde erir.
    5- Yanlış kullanımlarda ısırır.
    6- İşlenmemiş, sıradan maden filizi gibi pek çok halde  bulunur.
    7- Doğru noktalara basınç uygulandığında ürün verir.
    8- Standart ölçüleri varsa da kolay bulunmaz.
    9- Çekici özelliğine aldanılıp fazla yaklaşılmaması önerilir.
   10- Her zaman bir uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

  

KİMYASAL ÖZELLİKLERİ:
    1- Altın,gümüş, platin ve diğer kıymetli madenlerle yakın akrabalığı  vardır.
    2- Büyük miktarlardaki pahalı maddeleri ve değerli tasları absorblayabilir.
    3- Belli bir sebebe bağlı olmaksızın patlayabilir.
    4- Sebepsiz yere çıkıp gidebilir, çıkıp gelebilir.
    5- Sıvılarda çözünürlüğü yoktur.
    6- Alkolle doyurulduğunda aktivitesi büyük oranda artar.
    7- Dünyada bilinen en büyük servet indirgeyicidir.
    8- Kapalı alanlarda bir arada tutulmaları tehlikelidir.
    9- Çok sayıda bir arada olmaları merkezi sinir sistemini etkiler.
   10- Belli bir sistemi çökertmek için kullanılabilir.
   11- Hiç işlenmeden son derece etkin maddeye sahip olabilir.
   12- Bir tanesi bile nefes kesilmesi hafıza kaybı yaratabilir.
  
  GENEL KULLANIM ALANLARI:
    1- Genelde süs olarak.
    2- Üremede
    3- Belli dozda kullanılması halinde rahatlamada büyük yardımcı özelliği vardır.
    4- Çok etkili temizleyici özelliği vardır.
 
    
 
TESTLER:
    1- Saf numunesi doğal halde bulunabilirse parlak pembeye  döner.
    2- Daha iyi bir numunesiyle kıyaslandığında rengi yeşile döner.
    3- Kulağa zarar verdiği tespit edilmiştir.

  

 POTANSİYEL TEHLİKELERİ:

    1-Tecrübesiz ellerde çok tehlikelidir.
    2- Birden fazlasıyla ilgilenmek yasal olarak engellenmiştir.
    3- Ancak değişik mekanlarda ve birbirleriyle direkt temas etmelerini engellemek koşuluyla bunu yapanlar bulunmaktadır.
    4- Aynı mekanda, uzun süre bir arada olmak, çeşitli sakıncalar oluşturmaktadır.
    5- Bağımlılık yapabilir ve tedavisi yoktur.
    6- Bir çok efsanede ve gerçek hikayede tehlikeleri anlatılmıştır.
 
 
ALGILAMA OZELLIKLERI
*Öperseniz beyefendi değilsinizdir, öpmezseniz adam değilsiniz.
*İltifat edersiniz yalan der, etmezseniz bırakır gider.
*Her isteğine evet derseniz karaktersiz olursunuz, karşı çıkarsanız anlayışsız.
*Çok yanına giderseniz sıkıldım der, az giderseniz küser.
*İyi giyinirseniz çapkınsın der, dikkat etmezseniz zevksizlikle suçlar.
*Kıskanırsınız huyun kötü der, kıskanmazsınız sevmiyorsun der.
*Siz bir dakika geç kalın kıyamet kopar, kendisi bir saat gecikirse bunda ne var.
*Arkadaşınızla buluşursunuz adı ihmal olur, o buluşur 'Bizim kızlar' olur.
*Siz başka kadına bakacak olsanız gözleriniz oyulur, başka bir adam ona baktığında adı hayranlık konur.
*Konuştuğunuz anda dinlemenizi ister, dinlediğiniz anda 'Neden konuşmuyorsun?' der

 

OZETLE;
*Sade ama çok karışık.
*Zayıf gibi ama çok güçlü.
*Akıl karıştıran ama hayranlık uyandıran.
*İnsanı çıldırtan ama mükemmel!
*Çok güzelse nadiren sadıktır.
*Çok sadıksa da nadiren güzel.












Alıç Meyvesi

19/10/2009 · Kategori: YAŞAM


Alıç Meyvası:

6 metreye (nadiren 12 m) kadar uzayabilen, pembe-beyaz renkte çiçekler açan, dikenli bir ağaç olan alıç ağacı daha çok yabani olarak yetişir. Muşmulaya benzeyen meyveleri kırmızı ya da koyu sarı renklerde, mayhoş tattaki alıç meyvesi ekşi muşmula olarak da bilinir. Çeşitli flavonlar, sıtasterin, adenozin, adenin ve guanin gibi maddeler ve C vitamini başta olmak üzere çeşitli vitaminler içerir.


Alıc Marmelatının Faydaları: Önemli bir kalp ve damar sağlığı destekleyicisi olan alıç marmelatı kalp damarlarını genişleterek kanın daha rahat pompalanmasını ve dolaşmasını sağlayarak kalbin yükünü hafifletir. Kalbi kuvvetlendirir ve damar sertliğine karşı koruyucudur. Kalp krizi riskini azaltır. Kalp atışlarını düzenleyerek aritmiye (düzensiz kalp atışı) karşı da koruyucu ve tedavi edici etki gösterir. Sinirler üzerinde yatıştırıcı etkisi ile sinir bozukluğunu ve sinirsel çarpıntıları giderir. Beyne kan akışını arttırır. Uykusuzluğa iyi gelir. Yüksek tansiyonu düşürür. Mideyi kuvvetlendirir. Spazm çözücü ve idrar söktürücüdür. Cinsel gücü arttırır.

Vücutta alışkanlık yapmadığı ve birikerek vücuda zararlı olabilecek maddeler içermediği için Özkaleli Alıç Marmelatı, uzun süreli olarak kullanılabilir. Zaten etkilerini göstermesi için belli bir süre kullanmak gerekmektedir.

Tüm herkese sağlıklı ve mutlu bir hayat dilerken %100 doğal ürünlerimizi tüketmenizi tavsiye ederiz.

« Önceki :: Sonraki »